Medya

Şafak Eyüboğlu üzerine birkaç söz…

Eyüboğlu soyadını taşıyan sanatçılara baktığımızda birkaç ortak yönleri dikkat çeker.

Bu sanatçılar yaptıkları işi çok ciddiye alırlar, bu bir. İkinci yönleri ise çok çalışkan ve üretken olmalarıdır.

Bedri Rahmi Eyüboğlu, Eren Eyüboğlu, Sabahattin Eyüboğlu, İsmet Zeki Eyüboğlu ve Kemal Eyüboğlu insan olarak ve yapıtları incelendiğinde bu ögeler irdelenebilir.

Şafak Eyüboğlu’nu tanıdıkça resimlerindeki renk tasasını, renk duyarlılığını çok sevdim ve heyecanlandım.

Şafak Eyüboğlu, Eyüboğlu sanatçılar dizisinin son halkasıdır. Resimlerini gidin görün ve renkleri bu kadar iyi bağdaştıran bir sanatçının tadını çıkartın.

Mehmet Hamdi Eyüboğlu
15 Eylül 2005
Kalamış-İstanbul

“Şafak Eyüboğlu’nun fırçasında beliren ‘’gelenek/motif, modernizmin/şimdinin arzularına yanıt vermek telâşıyla/ihtiyacıyla geçit töreni düzenlenmiş değildir.

Geleneğe ‘’güzelleme’’ yapmadığı gibi, ne idealist, ne de gerçekçi âlemlere uygunluk için, ‘’Eyüboğlu motifleri’’ baskı altında tutulmazlar. Kullanıma elverişli olmak üzere asri süsle(n)me malzemeleriyle döşenmek için aynanın karşısına da geçmiş değillerdir.

Şafak Eyüboğlu’nun sahnesi, zamanın akmasına öfkelenmeyen/hayıflanmayan, oksitlenmiş motifler üzerinden vaatlerde bulun(a)mayan bir sahnedir. Dramatik bir sahne!

”Motif’’in akademik korumacılık, ölçümcülük ve çoğaltımla elde edilen düzenli ordusunun yerine, şimdi sahnede, anti-akademik, korunmasız ve örgütsüz ‘’TEKLİK’’ler halindedir ‘’motif ‘’!

Ne söylediği tam olarak işitilmeyen… İmkânsız motif!.

Yeşim Eyüboğlu
2010


(ŞAFAK) EYÜBOĞLU VE POZLAŞAN KARŞIT ESTETİKLER

Akademik eğitimini Mimar Sinan Üniversitesi/Geleneksel Türk El Sanatları Bölümü’nde tamamlayan Şafak Eyüboğlu, başta ‘’restorasyon’’ olmak üzere Topkapı Sarayı, Yıldız Sarayı gibi bir çok eski tarihli binalarda on yılı aşkın süre,’’duvar süsleme’’ ve ‘’ kalem işi restorasyonu’’ sahasında çalışmalar yaptı.

İlk kişisel sergisini 2002 yılında açan sanatçı, başlangıçta kullanmakta çekince göstermediği figüratif öğelerden ve ‘’natürmort-ölüdoğa’’dan hızla uzaklaşmıştı. ‘’Soyut Ataklar-2002’’ adlı sergisiyle belirginleşen’’soyut’’a yönelik kararlılık kuşku götürmemesine rağmen, Eyüboğlu zaman zaman ‘’geleneksel motif’’i, ‘’soyut’’a iliştirmekten sakınmıyor. Bu görüntüsüyle Eyüboğlu’nun fırçası geçmişten uzanan görüntüleri anımsamaktan hoşlanan bir ruhun, plastik değerler arasındaki gezintisine benziyor!

Sahiden de resim sanatı malzemesinin ’tuval’ ve tuval üzerine saçılan, yayılan, bezenen ‘boya’ malzemeleriyle açıklanamayacağı akla getirildiğİnde, Eyüboğlu’nun tuvallerinde, birbiri karşısında, birbirine rağmen duran, devinen, pozlaşan iki karşıt estetiği hissetmek, ‘’resim’’ dediğimiz o iki boyutlu yüzeyin esasen ‘’dramatik bir süreç’’ olduğunu da hissetmemizi sağlamakta zorluk çıkarmıyor.

Her ne kadar Eyüboğlu’nun üslubu bir öyküleme eyleminin önüne geçecek kadar kararlı/ayık olsa da zihnimizde bir soru yanıp sönmek istiyor! Üstelik dramatik/öyküsel olan ile bağlarını kesmek istemeyen bir sorudur bu! ‘’Bu gördüğümüz ‘bir aradalık’ nedir? Farklı zamansal katmanlara ait plastik bulguların/duruşların tek yüzeye yerleştirilmiş, donmuş bir ‘birleşim’ hali midir sadece? Yoksa içten içe hareket eden ‘yüzleşme öncesi’ hali midir/hazırlık mıdır!?(‘’Geleneksel, 100 X 80 cm, 2005’’ ile ‘’Sultanahmet’e Yağmur Yağıyor, 150 X 100 cm, 2005’’)

 ‘’Renk Derindedir’’ başlıklı kişisel sergisiyle birlikte,’’renk tasası’’ ile de beliren Şafak Eyüboğlu’nun, özellikle (…) ‘’Etek Sarı, diptik, 70 X 100 cm, 2007’’ ve ’’Anadolu Mavi Kapı, diptik, 70 X 100 cm, 2006 ’’ ile ‘’renk öncelliği’’ ne de yakın durduğuna dair işareti görmezden gelmenin imkânı yok.

Yeşim Eyüboğlu
Kasım 2007
Artist Modern Dergisi

‘’Soyut Ataklar” Galeri Artist-Çukurcuma  Beyoğlu- İstanbul (23 Temmuz 2002’) ile ilgili yazım: 

Kompozisyon benim için her ne kadar sabit ve kurgusal ise de, resimlerimi oluşturmaya başladıktan sonra, salt bunun anlatımıyla yetinemeyeceğimi biliyordum. Kompozisyon oluşturma ve yüzeye çizim aşamasına değin klasik bir anlayış geçerli olabiliyor, ancak boya ile anlatımda kendi içimdeki anlatımlar adeta kurulu kompozisyonun, objelerin içine doğru harekete geçip, zaman zaman benden bile bağımsız, tek başına gezinmeye başlıyor. Ancak bu elbette sıradan, bilinçsiz bir hareket ağı değil; bilinenin ötesinde yeni bir bakış arayışı içerisinde olmaktan kaynaklanıyor. Arayış kompozisyon içinde her an ve her yöne hareket etmemi sağlıyor. Her görünen ışık ve yansımaları not alır gibi hızlı ve kararlı çalışıyorum. Hareket ettikçe karşımdaki sabitlik ve açıların kesinliği tamamen kayboluyor. Modern sanatın beraberinde modern resim de tüm gücünü yine doğadan alıyor ve kendisine bir önceki bakış ile değil, bugün bulunduğu yerden bir sonraki bakış kaygısı içinde yaklaşmamızı öneriyor. Duygularımın küçülüp konu içinde yer alması, saydam bir obje içerisinde yer alıp, resmimi buradan bile bitirmemi emredebiliyor. Konu içerisinde korkup kaçmadan beklemek belki…Beklemek; gövdenin de görmesi için…

Şafak Eyüboğlu
Asmalı Mescit – Beyoğlu – İstanbul
Jurnal sokak
2002

RENK YÜZEYDE DEĞİLDİR
RENK DERİNDEDİR                                                               

….

“Restorasyon çalışmalarımda hayatın “tahrip”li yanını gördüğümü hissettim. Renklerin izini sürdüm. “Zaman” benim için “tabaka” oluvermişti bir bakıma. Duvarlardan kazıdığımız her tabaka, üzerinde on yıl, yirmi yıl, elli yıl taşıyor”

…. 

Renklerin desenlerin tahribe uğradığı tabakalaşma… Oksitlenmiş, bozulmuş, dökülmüş tabakaların içinde, kaybolmuş, silinmiş desenlerden, solgun, belli belirsiz renklerden geçtim. Bir de bakarsınız ki, alt zeminden minicik bir pembe görünüverir! Üst köşeden, kirli mavi! Dersiniz ki “Tamam, başka bir tabaka yok!” Ama var: Dipten “sarı” belirivermiş!  Ustasının anısıyla bakarlar! Ustasıyla yaşadığı hikâye ile.

Renkler biraz da böyle beliriyorlar. Hırpalanmış olarak ve ustalarıyla… Bu benim için pek çok anlama gelebilir. Hepsinden evvel de şu: Renk yüzeyde değildir, renk derindedir. ”

Şafak Eyüboğlu
Asmalı Mescit – Beyoğlu – İstanbul
2005

Bir pembe ki çok küçük. Bir mavi ki çok sıcak. Bir sarı ki gel de anlat kolaysa!

Bir tılsım ondaki, yer bitirir, kıskandırır beni. Çağırır ismim ile, birazda alaycı hani. İsterdim ki söylesin mavi, kiminle ne konuşur her ona baktığımda. Ne ki nafile bu beklentilerim. Tek bir şey söylemeden öylece kurulmuştur yerli yerine. Neydi derim kendi kendime bir zamanlar bu sarıya güzelliğini vermiş duvardaki usta elin ona yakıştırdığı haz dolu neşe ya da bu sitem ne diye!? Ya şimdi beni savuran bu sarının sahiciliği! Belki küçük bir renk inandırdı bana bütün bu söylediklerimi. (Ya da usta bir hamle ile bir renk/ bir motif!) Bir pembe küçük ise, bir mavi (yalnızsa) zaman yerini almış demektir ve bana düşen, zamanla beraber geleceğe sarılmaktır. Sarı ile ellerim boyalı.

(…) Çünkü küçükse pembe… kirli ve soğuksa mavi… ve tek başına mağrursa sarı… bir resmim daha biter. Ben yorgunluğumu bırakırım biraz boyalarıma, biraz eskimiş fırçalarıma, biraz tuvalime.  Geleceğimi (şimdi) yaşayacağım zamanı da (taşıdıkça) resimlerime.

Şafak Eyüboğlu
Jurnal Sokak, Asmalı Mescit-Beyoğlu-İstanbul
2005